Siyaset İki deniz arasında “GÜÇLÜ YUMRUK” Harekatı: Türkiye, Avrasya’da rakipsiz bir hegemonya kuruyor Yazar: Zirvem Gazetesi Aralık 5, 2025 Yazar: Zirvem Gazetesi Aralık 5, 2025 0 Yorumlar 4 Dakika Oku Paylaş 0FacebookTwitterPinterestTumblrVKWhatsappEmail 72 Güney Kafkasya’nın gelecekteki jeopolitik haritasının şekillendirilmesinde resmi Ankara’nın katılımı ve etkili rolü giderek artmakta olup, Karadeniz havzasından Hazar bölgesine kadar uzanan geniş coğrafya, Türkiye için ortak bir jeostratejik güvenlik alanı haline gelmektedir… Dolayısıyla, Türkiye’nin yakın gelecekte atacağı jeostratejik adımlar, yalnızca Güney Kafkasya’nın değil, tüm Avrasya’nın güvenlik sisteminin yapısının oluşumunda belirleyici bir etkiye sahip olabilir… Ukrayna savaşı, Avrupa-Atlantik güvenlik sistemini kökten değiştirmiş ve bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirmiştir. Bu süreç, yalnızca Doğu Avrupa için değil, aynı zamanda Karadeniz havzası ve Güney Kafkasya için de yeni stratejik gerçeklikler yaratmıştır. Bu bağlamda, hem NATO üyesi hem de Karadeniz bölgesi devleti olan Türkiye, Güney Kafkasya’nın başlıca jeopolitik aktörleri olan Azerbaycan, Ermenistan, Rusya ve İran ile çok yönlü ilişkilere sahiptir. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı’nın, olası bir ateşkesin ardından Ukrayna’da barış gücü olarak Türk askeri personelinin konuşlandırılmaya hazır olduğuna ilişkin açıklaması ve Güney Kafkasya ve Orta Doğu ile ilgili konuların Milli Güvenlik Kurulu’nun ardışık toplantılarında öncelikli olarak ele alınması, Ankara’nın bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden inşasında daha aktif bir rol oynamaya hazır olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin son dönemde attığı adımlar, uluslararası ilişkilerin yeni gelişim yönleri, küresel güç dengesi anlayışı ve bölgesel güvenlik sisteminin daha etkili bir formata dönüştürülmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, resmi Ankara’nın son jeostratejik manevralarının, Türkiye’nin NATO içindeki statüsünün daha da genişlemesi için elverişli koşullar yarattığı da belirtilmelidir. Dolayısıyla, resmi Ankara’nın Ukrayna’ya barış gücü gönderme niyeti, Türkiye’nin NATO içindeki rolünün dönüşüm olasılığını ön plana çıkarmaktadır. Zira bu adım, resmi Ankara’nın yalnızca siyasi-diplomatik arabulucu olarak hareket eden bir aktör statüsünden uzaklaşarak çatışma sonrası güvenlik ortamının oluşumunda doğrudan katılımcı olma şansını da artırmaktadır. Resmi Ankara’nın temel jeostratejik hedefleri ise, Türkiye’nin küresel ve bölgesel alanda manevra kabiliyetini artırmayı, mevcut riskleri etkin bir şekilde yönetmeyi ve uluslararası sistemdeki nüfuzunu daha da genişletmeyi hedeflemektedir. Ukrayna Savaşı’nda diyalog ortağı olan Rusya ile Türkiye’nin mevcut ilişkilerinin, Karadeniz havzası ve Güney Kafkasya’da karşılıklı bağımlı bir yapıda olması ilginçtir. Dolayısıyla enerji, Suriye, Güney Kafkasya, ekonomik ilişkiler ve güvenlik konuları iki ülke arasında karmaşık bir denge oluşturmaktadır. Türkiye’nin Ukrayna Savaşı’ndaki olası barışı koruma misyonu, hem Rusya için bir risk oluşturmakta hem de barış müzakerelerinde ek manevra alanı açmaktadır. Ankara, bu faktörleri kullanarak hem Rusya’nın bölgedeki davranışlarını kontrol etmeye hem de Türkiye’nin siyasi ve diplomatik ağırlığını artırmaya çalışmaktadır. Tüm bunlara paralel olarak, resmi Ankara, Karadeniz havzasındaki güvenlik mimarisinin yenilenmesi sürecinde Türkiye’nin ana askeri-politik iradesi olma şansını güçlendirmeye çalışıyor. Her halükarda, Türkiye, Montrö Sözleşmesi, Karadeniz tahıl koridoru ve bölgesel güvenlik girişimlerinin korunmasıyla bu havzada zaten merkezi bir aktör haline gelmiş gibi görünüyor. Resmi Ankara’nın savaşın sona ermesinin ardından Ukrayna’ya bir barış gücü göndermesi, bölgesel askeri-politik yapılanma düzeyinde bu statüyü daha da güçlendirebilir. Öte yandan, Güney Kafkasya’da Ermeni ayrılıkçılığının tamamen yenilgiye uğratılması, bu bölgede yeni bir jeopolitik durum yaratmıştır. Rus “barış gücü” güçlerinin bölgeyi terk etmek zorunda kalması, resmi Erivan’ın Batı ile bütünleşme hattını benimsemesi ve Azerbaycan-Ermenistan barış sürecinde yeni formatların ortaya çıkması, Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki bölgesel etki mekanizmalarını daha da güçlendirmiştir. Dolayısıyla, artık resmi Ankara, kararlı manevralarıyla bölgedeki güvenlik açıklarını kapatmayı, Azerbaycan-Ermenistan barış sürecini etkileme fırsatlarını artırmayı, İran ve Batı arasında denge politikasını sürdürmeyi ve Güney Kafkasya’da Rus sonrası dönem için jeopolitik hazırlıklar yapmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda, Türkiye-Rusya-İran üçgeninde gözlemlenen süreçler, Güney Kafkasya’daki güç dengesinin hızla değiştiğini gösteriyor. Dolayısıyla Rusya zayıflıyor, İran sert tutumunu güçlendirmeye çalışıyor, Batı bölgeye daha aktif bir şekilde girmeye çalışıyor ve Azerbaycan ile Türkiye, giderek artan jeopolitik kaynaklarıyla tüm bölgeyi giderek daha fazla kontrol altına alıyor. Bu bağlamda, resmi Ankara’nın daha çeşitli hedeflere yönelik jeostratejik manevralarla Güney Kafkasya’daki Türkiye’nin bölgesel etki alanını genişletmeye çalışması hiç de şaşırtıcı değil. Dolayısıyla, Türkiye’nin Güney Kafkasya stratejisinin mevcut derinleşmesi, öncelikle mevcut fırsatları genişletmeyi ve olası riskleri kontrol altında tutmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki konumu, yeni ulaşım-iletişim ve enerji koridorlarında hakimiyet fırsatlarını artırmaya, Azerbaycan ile askeri-politik ittifakını kurumsal olarak genişletmeye, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi için yeni mekanizmalar aramaya, bölgede Batı’nın başlıca güvenlik ortağı olmaya ve Rusya-İran ikilisi karşısında denge politikasıyla stratejik manevra fırsatları yaratmaya dayanmaktadır. Açıkça görüldüğü üzere, bazı jeopolitik riskler hâlâ varlığını sürdürse de, resmi Ankara hem Ukrayna savaşının bir sonraki aşamasında hem de Güney Kafkasya’nın yeni güvenlik sisteminde belirleyici bir aktör olmayı hedefliyor. Bu bağlamda, Türkiye artık sadece tepkisel bir ülke değil, aynı zamanda jeostratejik süreçleri doğrudan yöneten bir jeopolitik aktör. Karadeniz havzası ve Güney Kafkasya bölgesi, Türkiye için ortak bir stratejik güvenlik alanı haline geliyor. Resmi Ankara ise, çok vektörlü jeopolitik manevralar aracılığıyla hem NATO, hem Rusya hem de bölge ülkeleriyle paralel ilişkiler kurmaya devam ediyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin Güney Kafkasya’nın gelecekteki jeopolitik haritasının şekillendirilmesindeki katılımı ve etkili rolü de giderek artmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’nin yakın gelecekte atacağı jeostratejik adımlar, yalnızca Güney Kafkasya’nın değil, tüm Avrasya güvenlik sisteminin yapısını etkileyebilir. Resmi Ankara’nın, jeostratejik “güçlü yumruk” operasyonuyla Karadeniz’den Hazar Denizi’ne uzanan geniş coğrafyada tartışmasız jeopolitik irade belirleyici olma yolunda emin adımlarla ilerlediği anlaşılmaktadır. Elçin XALIDBEYLİ,Siyaset uzmanı,“Yeni Musavat” Medya Grubu AvrasyaGüney Kafkasyatürkiye Paylaş 0 FacebookTwitterPinterestTumblrVKWhatsappEmail Zirvem Gazetesi Önceki Haberler Putin, Yeni Delhi’de Modi ile Görüşürken Hindistan’a İstikrarlı Petrol Tedariki Sözü Verdi next post Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı BAHÇELİ’nin,Siyaset ve Liderlik Okulu Töreni’ndeki Konuşması Ayrıca Bu Haberlerede Bakabilirsiniz Cumhurbaşkanı Erdoğan, 152. Parlamentolar Arası Birlik Genel Kurulu onuruna verdiği akşam yemeğinde konuştu Nisan 17, 2026 Yavuz Ağıralioğlu: Devleti Muhafaza Etmeliyiz Nisan 15, 2026 Yavuz Ağıralioğlu: Kamuda Lale-Sülale Dönemine Son Vereceğiz Nisan 14, 2026 Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Aile kurumunun ve ailevi değerlerin muhafazasını beka meselesi olarak görüyoruz” Nisan 14, 2026 MHP Genel Başkanı Bahçeli’den Netanyahu’ya sert tepki Nisan 14, 2026 YAVUZ AĞIRALİOĞLU: ANAHTAR PARTİ KIYMETLİ BİR ALTERNATİF Nisan 13, 2026