Siyaset STRATCOM Zirvesi Yazar: Zirvem Gazetesi Mart 28, 2026 Yazar: Zirvem Gazetesi Mart 28, 2026 0 Yorumlar 26 Dakika Oku Paylaş 0FacebookTwitterPinterestTumblrVKWhatsappEmail 66 Cumhurbaşkanı Erdoğan, STRATCOM Zirvesi’ne video mesaj gönderdi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu yıl beşincisi gerçekleştirilen Stratejik İletişim Zirvesi’ne (STRATCOM) gönderdiği video mesajda “Türkiye olarak tüm dünyada huzur ve güvenin yeniden inşa edilmesi için tüm imkanlarımızı seferber etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Zirve vesilesiyle katılımcıları İstanbul’da ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade ettikten sonra Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden programa teşrif eden misafirlere, “Kıtaların, kültürlerin ve gönüllerin buluşma noktası İstanbul’a hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla tertip edilen önemli zirvenin hayırlara vesile olmasını diledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, liderlik diplomasisinden dijital dönüşüme, çatışma çözümünden küresel iklim yönetişimine, göç ve sosyal politikalardan kriz yönetimine iki gün boyunca çok geniş bir yelpazede tertiplenecek panel ve oturumların tüm insanlık için faydalı sonuçlar getirmesini temenni ederek, fikirleri, tespitleri, teklif ve değerlendirmeleriyle zirveye katkı yapacak katılımcılara şükranlarını sundu. “Soykırımların, savaşların ve krizlerin tırmandığı zorlu bir dönemden geçiyoruz” İletişim Başkanlığını, çerçevesi, muhtevası ve etki çapı her geçen yıl genişleyen organizasyonu başarıyla düzenledikleri için tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İkinci Cihan Harbi sonrası galipler eliyle tesis edilen uluslararası sistem neredeyse her alanda büyük bir meşruiyet krizi yaşıyor. Sistemin temelini teşkil eden kurum, kural ve değerler manzumesi günden güne işlevini yitiriyor. Güç rekabetinin enerji, teknoloji ve ticaret gibi farklı alanlara yayıldığı, sorunların diyalog yerine silahla çözülmeye çalışıldığı, soykırımların, savaşların ve krizlerin giderek daha da tırmandığı zorlu bir dönemden geçiyoruz. Gazze’de olduğu gibi hepimizin yüreğini sızlatan trajedilerin sona ermesi, bölgemiz başta olmak üzere tüm dünyada barış, huzur ve istikrarın yeniden temin edilmesi geçmişte hiç olmadığı kadar önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, mesajında şunları kaydetti: “Hakikat aslında gün gibi ortadayken gerçekleri tahrif etmek üzere kurgulanan yeni ve sahte anlatıların önüne geçebilmek için iletişim ve iş birliği mekanizmalarını bugün daha da güçlendirmek zorundayız. Bu noktada devlet ve hükümetlerin yanı sıra akademisyenlerden sivil toplum ve düşünce kuruluşlarına uluslararası aktörlerin daha fazla inisiyatif alması ve daha aktif olması kaçınılmazdır. Türkiye olarak insani değerleri ve adaleti merkeze alan ilkeli, kararlı ve barış odaklı duruşumuzu sürdürmeye, yalnızca bölgemizde değil tüm dünyada huzur ve güvenin yeniden inşa edilmesi için tüm imkanlarımızı seferber etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.” İletişim Başkanı Duran: “Türkiye krizlerde taraflardan birinin değil, insanlığın yanında konumlanan bir markadır” Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla gerçekleştirilen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nin (STRATCOM) açılışında yaptığı konuşmada dezenformasyonun küresel bir tehdit olduğunun altını çizdi. İletişim Başkanı Duran beşincisini düzenledikleri zirvede katılımcılarla bir araya gelmenin kendileri için büyük iftihar vesilesi olduğunu, uluslararası marka haline gelen STRATCOM’un bu yıl da yoğun teveccühe mazhar olmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Zirve kapsamında düzenlenecek panellerde stratejik iletişim alanındaki güncel meseleleri küresel gündemle birlikte ele alacaklarını ve kapsamlı fikir teatisinde bulunacaklarını aktaran İletişim Başkanı Duran, bu yıl zirveyi zamanın ruhunu yansıtan “Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” teması etrafında gerçekleştirdiklerini söyledi. İletişim Başkanı Duran, zirvede hem stratejik iletişimin teknik boyutlarını hem de uluslararası sistemin içinde bulunduğu çok boyutlu krizleri ve bu krizleri derinleştiren anlatıları geniş çerçevede ele alacaklarını dile getirerek, “Bilindiği üzere İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin aşınma sürecini artık geride bırakmış bulunuyoruz. Bu sürecin ardından henüz tam olarak ne şekil alacağını bilmediğimiz yeni bir dünyaya giriyoruz. Wallerstein’in o meşhur ifadesiyle ‘Bildiğimiz dünyanın sonundayız.’ Bir zamanlar daha çok akademik öngörülerde ve fütüristik anlatılarda yer bulan bu dönüşüm, bugün artık somut bir gerçeklik olarak hepimizin önündedir.” ifadelerini kullandı. Bugünün dünyasında belirsizliğin ve güvensizliğin hakim olduğunu, çifte standardın ise artık gizlenemeyecek ölçüde görünür hale geldiğini, bu tablonun yalnızca geçici bir dalgalanmaya değil, daha derin ve yapısal bir dönüşüme işaret ettiğini kaydeden İletişim Başkanı Duran, şöyle konuştu: “Gramsci’nin işaret ettiği canavarlar, bugün askeri, ekonomik ve teknolojik araçları seferber ederek en basit çıkarlarını dahi hiçbir apolojik gerekçeye ihtiyaç duymadan elde etmeye yönelmektedir. Bu eğilimin doğal bir sonucu olarak uluslararası sistemde uzlaşı ve diplomasi giderek geri plana atılmakta, güç kullanımı ise birincil araç haline gelmektedir. Artık bu aktörler uyuşmazlıklarını savaşarak çözmeyi, iç meselelerini ise silahlı bastırma yöntemleriyle bastırmayı tercih etmektedir. Güvenlik anlayışı da aynı doğrultuda sertleşmiş, tehdit söylemleri, önleyici savaş doktrinleri ve sürekli kriz üretimi bu yaklaşımın temel araçları haline gelmiştir. Bu dönüşümün en çarpıcı yansıması ise normlar ve değerler alanında görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ‘Bir daha asla’ denilen soykırımların bugün adeta canlı yayınlarda gerçekleştiği, güç kullanarak toprak kazanma girişimlerinin ise açıkça ve pervasızca dile getirildiği bir dönemdeyiz. Bu tablo, çifte standardı sistematik biçimde uygulayan bir grup ülkenin, iddia ettikleri ahlaki üstünlüğü aşındırmakla kalmayıp büyük ölçüde yitirmesine yol açmıştır. Aynı ülkeler, kendi sınırları içinde İslamofobik ve ırkçı söylemleri sıradanlaştırarak bu çelişkiyi daha da derinleştirmektedir. Bu çelişkili ve sertleşen ortam, yalnızca küresel düzeyde değil, bölgesel dinamiklerde de yıkıcı etkiler üretmektedir.” “Dezenformasyon çağında yalnızca bilgi değil, hakikat de sistematik biçimde aşındırılmaktadır” İletişim Başkanı Duran, bölgesel destabilizatör ülkelerin, aktörlerin, bulundukları coğrafyalarda hayatı tüm taraflar için zehirlediğini, bir kanser hücresi gibi yönsüz, hedefi belirsiz ve sonu olmayan saldırgan politikaların yeni stratejik denklem olarak sunulmaya çalışıldığını belirtti. Bu durumun mevcut istikrarsızlığı derinleştirmenin ötesinde geleceğe dair belirsizliği de kalıcı hale getirdiğine dikkati çeken İletişim Başkanı Duran, “Gazze’de yaşananlar bunun en çarpıcı örneğidir. İsrail’in soykırımları karşısında uluslararası hukuk işletilmemiş, sivillerin katledilmesi karşısında küresel sistem ne yazık ki suskun kalmıştır. Batı ana akım medyası da bu süreçte hakikati gizleyen, saldırganlığı perdeleyen ve tek taraflı anlatılar üreten bir çizgi takip etmiştir. Çocukların katledilmesi görmezden gelinirken, çarpıtılmış anlatılar üzerinden yeni bir algı zemini inşa edilmeye çalışıldı. Bu durum yalnızca siyasi başarısızlık değil, aynı zamanda derin bir ahlaki çöküştür” değerlendirmesini yaptı. İletişim Başkanı Duran, bu noktada teknolojik dönüşüm sürecinin krizin etkisini daha da ağırlaştırdığına işaret ederek, “Yapay zeka, algoritmalar ve dijital manipülasyon araçları, yaşananları kimi zaman görünmez kılmakta kimi zaman ise gerçekliği çarpıtarak bambaşka biçimlerde algılanmasına neden olmaktadır. Uluslararası toplum, enformasyon çağının hızını henüz sindirememişken, şimdi çok daha yıkıcı bir evreyle karşı karşıyayız; dezenformasyon çağıyla. Bu yeni evrede yalnızca bilgi değil, hakikatin kendisi de sistematik biçimde aşındırılmakta ve yeniden şekillendirilmektedir.” ifadelerini kullandı. “Diplomasiyi, diyaloğu önceleyen bir yaklaşımı ısrarla sürdürmeye devam edeceğiz” Türkiye’nin uluslararası düzenin irtifa kaybını ve bu alandaki normatif çöküşü çok önceden öngördüğünü ve bu yönde defalarca güçlü uyarılarda bulunduğunu anımsatan İletişim Başkanı Duran, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir örnek vermek gerekirse, Suriye ve Irak’ta yaklaşmakta olan sistemik krizleri önceden Türkiye öngördü ve gerekli uyarıları yaptı. Ukrayna’daki savaşta da bu meselenin askeri yollarla çözülemeyeceğini ifade ettik ve bu nedenle diplomatik angajmanlara yöneldik. Belki de en önemlisi, adaletin dünya düzeni için ne kadar hayati olduğunu, tarihsel köklerimizden aldığımız ilhamla çok erken bir dönemde kavramıştık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Daha adil bir dünya mümkündür.’ çağrısı, uyarılarımızın ve küresel adalet talebinin en güçlü ifadesiydi ve dünyaya yapılan çok önemli bir çağrıydı. Türkiye olarak küresel krizin kronikleştiği her noktada kendimize özgü yaklaşımlar ve modeller sergiledik. Yaklaşmakta olan krizlere ve çatışmalara önce bölgemizde, ardından küresel ölçekte çözüm üretmeye gayret gösterdik ve hala da göstermeye devam ediyoruz. Bu çabamız yalnızca diplomatik refleks değil, aynı zamanda tarihsel sorumluluk bilincinin ve çok boyutlu dış politika anlayışımızın bir yansımasıdır. Konvansiyonel savaşların yeniden gündeme geldiği, güç rekabetinin sertleştiği bir çağda, elbette diplomasiyi, diyaloğu önceleyen bir yaklaşımı ısrarla sürdürmeye devam edeceğiz. Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık mekanizmalarını etkin biçimde kullanarak taraflar arasında köprüler kurmaya, iletişim kanallarını açık tutmaya ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.” İletişim Başkanı Duran, bu doğrultuda attıkları adımların yalnızca kriz anlarında değil, bazı krizlerin henüz filizlendiği dönemlerde de önleyici bir rol üstlendiğini belirterek, “Yanı başımızda patlak veren savaşın hiç başlamaması için ortaya koyduğumuz yoğun diplomatik çaba ve bugün ateşkesin sağlanması için sürdürdüğümüz girişimler bu tavrımızın en önemli göstergesiydi. Bu tavrımız önce çevremizde sonra da dünyanın farklı coğrafyalarında büyük takdir topladı.” dedi. Türkiye’nin herhangi bir kriz karşısında taraflardan birinin değil, barışın, istikrarın ve insanlığın yanında konumlanmayı tercih eden bir marka haline geldiğini vurgulayan İletişim Başkanı Duran, bu nedenle farklı görüşlere ve çıkar çatışmalarına sahip aktörlerin dahi aynı masa etrafında buluşabildiği nadir zeminlerden birini oluşturduklarını söyledi. “Uluslararası toplumu hakikatin yanında durmaya davet ediyoruz” İletişim Başkanı Burhanettin Duran, mücadelelerini yalnızca sahada ya da diplomasi masalarında değil, aynı zamanda hakikatin korunması ve savunulması konusunda da kararlılıkla sürdürdüklerini belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sosyal medya ve dijital haberciliğin henüz ilk dönemlerinden itibaren dezenformasyon, algı yönetimi ve bilgi kirliliği üzerinden yürütülen sistematik saldırılara karşı toplumu sürekli olarak uyardığını ve bu yeni iletişim çağının taşıdığı risklere dikkati çektiğini anımsattı. Türkiye olarak dezenformasyon çağı olarak nitelendirilen bu dönemde hakikatin korunmasını bir tercih değil, açık sorumluluk ve görev olarak benimsediklerini dile getiren İletişim Başkanı Duran, “Çünkü biliyoruz ki bilgi, salt bir iletişim aracı değil, aynı zamanda toplumsal huzurun, siyasal istikrarın ve küresel adaletin temel unsurlarından biridir. Bu doğrultuda sadece devletlerin değil, küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin de zaman zaman kar odaklı yaklaşımlarla manipülatif ve provokatif içeriklerin yayılmasına zemin hazırlayabildiğini görüyoruz. Bu tür içerikler, yalnız anlık algılar yaratmakla kalmıyor, toplumların sosyal dokusunu zedeleyen, siyasal kutuplaşmayı derinleştiren ve ekonomik dengeleri sarsan sonuçlar üretiyor. Bu nedenle uluslararası toplumu ve tüm paydaşları, hakikatin yanında durmaya, doğrulanmamış bilgiye karşı daha dirençli ve bilinçli bir duruş sergilemeye davet ediyoruz. Son yıllarda yaşanan krizler ve çatışmalar, bu mücadelenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha açık şekilde ortaya koymuştur.” diye konuştu. “Dezenformasyon iletişim sorunu değil, doğrudan ulusal, hatta küresel bir tehdittir” STRATCOM toplantılarında çağın iletişim imkanlarını ve sınırlarını masaya yatıracaklarını aktaran İletişim Başkanı Duran, şunları kaydetti: “İletişim, medyadan dijitale, kültürden kamu diplomasisine uzanan geniş etki alanına sahiptir. Bu alanı yönetenler sadece bizlerin gündemini değil, aynı geleceği de belirlemektedir. Bu çerçevede İletişim Başkanlığı olarak bizler, doğru, teyit edilmiş ve güvenilir bilginin esas alındığı bir iletişim ekosistemini inşa etmeyi temel öncelik olarak görüyoruz. Bugün artık şunu çok net ifade etmek gerekir, yaşadığımız çağda stratejik iletişim, çatışma alanları ve krizler birbirinden ayrı düşünülemez. Üretilen bilgiler yalnızca bir enformasyon olmak yerine, doğrudan bir güç unsuru ve rekabet alanı haline gelmektedir. Günümüzde artık tehditler tankla değil, yeni trendlerle dünyamıza girmekte, üstelik mermiyle değil manipülasyonla ilerlemektedir. Bu nedenle yeni güvenlik mimarisinde hakikatin korunması, en az fiziki sınırların korunması kadar kritik sorumluluktur. Bu nedenle tekrar ifade etmek isterim ki dezenformasyon iletişim sorunu değil, doğrudan ulusal, hatta küresel bir tehdittir. Devletlere düşen görev, dezenformasyonlarla oluşturulmak istenen kaos yerine güven esaslı bir düzen tesis etmektir. Algı operasyonlarına karşı bilgiyi yöneten ve geleceğimizi belirleyen bir devlet aklını korumak ve güçlendirmek durumundayız.” İletişim Başkanı Duran, bu amaçla 2022’de kurdukları Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ile bugüne kadar binlerce yanıltıcı içeriği tespit ederek kamuoyunu bilgilendirdiklerini, 202 dezenformasyon bülteni ve 2 almanak hazırlayarak bunları 10 farklı dilde ulusal ve uluslararası kamuoyunun istifadesine sunduklarını anlattı. Dezenformasyonla mücadelenin, uygulanabilir bir etik çerçevenin belirlenmesini son derece hayati bir konu olarak gündeme getirdiğine işaret eden İletişim Başkanı Duran, bu yönde ulusal ve uluslararası medya kuruluşları, gazeteciler, iletişim akademisi ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar gerçekleştirdiklerini ifade etti. İletişim alanında tesis edilecek adaletin, küresel barışın, güvenin ve istikrarın yeniden inşasının en güçlü teminatlarından biri olacağını vurgulayan İletişim Başkanı Duran, STRATCOM 2026 Zirvesi’nin bu doğrultuda güçlü ve kalıcı çıktılara vesile olacağına inandığını sözlerine ekledi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “STRATCOM 2026″da konuştu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Başkanlığımız tarafından, “Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla, bu yıl İstanbul’da 5’incisi düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’ne (STRATCOM) katıldı. Burada konuşan Yılmaz, içinden geçilen dönemin, küresel ve bölgesel krizlerin birbirini tetiklediği ve etkilerini genişlettiği bir sürece işaret ettiğini ifade etti. Bugün uluslararası sistemin adalet üretme ve istikrar sağlama kapasitesinin ciddi anlamda aşındığına dikkati çeken Yılmaz, belirsizliklerin arttığı bu dönemin, küresel ekonomiye de ciddi şekilde darbe vuran boyutlara ulaştığını bildirdi. Yılmaz, kurallara dayalı sistem söyleminin yerini güç siyaseti alırken, güven, meşruiyet ve anlatının eş zamanlı olarak sorgulandığını belirtti. “Güçlüysem istediğimi yapabilirim anlayışı uluslararası hukuku zayıflatırken, iç siyasette de meşruiyet krizlerine yol açmakta ve demokratik süreçlere zarar vermektedir.” diyen Yılmaz, “Gazze’de devam eden insani trajedi, bölgeye yayılan gerilim ve İran merkezli gelişmeler, uluslararası sistemin mevcut yapısıyla bu krizlere karşılık vermekte ne denli zorlandığını ortaya koymaktadır. Sağlık, güvenlik, ekonomi, iklim ve göç alanlarında birbiri ardına patlak veren krizler artık istisnai durumlar olmaktan çıkmış, siyasi gündemin kalıcı bir bileşeni hâline gelmiştir.” ifadelerini kullandı. Her yeni gelişmenin mevcut kırılganlıkları derinleştirdiğini ve yeni risk alanları ürettiğini dile getiren Yılmaz, şöyle konuştu: “Şu anda en sıcak mesele, İsrail’in kışkırtmasıyla başlayan İsrail/ABD ile İran savaşıdır. Bu savaş, bölgesel ve küresel istikrara çok ciddi etkilerde bulunmaktadır. Çocuklar dahil, savaşın ürettiği insani maliyetleri hep birlikte görüyoruz. İnsani maliyetlerin ötesinde ekonomik, çevresel maliyetler de maalesef karşımızda. Özellikle ticaret, lojistik ve turizm kanallarıyla, yine gübre gibi temel girdiler başta olmak üzere tarım ve gıda üzerindeki etkilerle yaşanan savaş, dünyada büyük maliyetler üretir hale gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaşın bir an önce sona ermesini, öncelikle bir ateşkes sağlanmasını, sonra da kalıcı bir şekilde bu çatışma risklerini bir daha yaşamayacağımız şekilde diplomasiyle sorunların aşılmasını bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderler düzeyinde, Sayın Dışişleri Bakanımız ve kurumlarımız farklı düzeylerde Türkiye’nin bu perspektifini her platformda ortaya koymaktadırlar ve bu yönde büyük bir çaba sarf edilmektedir. İran’da bunlar yaşanırken, bir anlamda İran’daki savaşın gölgesinde ve bu savaşın oluşturduğu atmosferden de istifade ederek İsrail’in Gazze’de ortaya koyduğu eylemler, Batı Şeria’da ortaya koyduğu hukuk dışı eylemler, Lübnan’ı işgal etmesi, egemen başka bir ülkeyi işgal etmesi ve 1 milyondan fazla insanı yerinden yurdundan etmesi, yine Suriye’deki istikrarı tehdit eden eylemler içinde bulunması da altını çizmemiz gereken bir durumdur.” Yılmaz, Mescid-i Aksa’nın bayram namazında dahi inananlara kapalı tutulmasının hiçbir ölçüyle kabul edilebilir olmadığını vurgulayarak, bu yapılanların hukuka, temel insan haklarına ve inanç özgürlüklerine aykırı olduğu gibi Kudüs’ün ruhuna ve Hz. İbrahim’in mirasına da büyük bir ihanet olduğunu kaydetti. ”Stratejik iletişim, bir iç güvenlik unsuru haline de gelmektedir” İletişimin de yaşanan çatışma ve savaşların ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkati çeken Yılmaz, “Dijitalleşme, bilginin üretimi ve dolaşım hızını köklü bir şekilde değiştirmiş durumda. Algoritmalar ve platformlar, küresel algının belirleyicisi olma konumuna yükselmiş durumda. Hakikat ile algı arasındaki sınır giderek bulanıklaşmakta, dezenformasyon güçlü bir siyasi silah olarak hem iç siyasette hem de uluslararası ilişkilerde karşımıza çıkmaktadır.” dedi. Yılmaz, son dönemde özellikle yapay zeka kullanılarak üretilen sahte görüntü ve içeriklerle yürütülen dezenformasyon faaliyetlerinde belirgin bir artış yaşandığını vurgulayarak, yapay zekâ destekli bu tür içeriklerin yaygınlaşmasının, içerik üretimiyle birlikte iletişim altyapıları ve veri akışı denetiminin de stratejik bir rekabet alanı haline geldiğini ortaya koyduğunu söyledi. Küresel teknoloji şirketlerinin artan etkisi karşısında veri egemenliği ve dijital bağımsızlık başlıklarının, devletlerin güvenlik perspektifinde merkezi bir konuma yerleştiğini belirten Yılmaz, bu içeriklerin, toplumsal hassasiyetleri istismar ederek kamuoyunu yanıltmayı ve algıyı yönlendirmeyi amaçlayan organize girişimlerin parçası olarak ortaya çıktığını söyledi. Yapay zekanın ise bu denkleme hız ve ölçek katarken beraberinde etik, güven ve hesap verebilirlik sorularını da merkezi hâle getirdiğine işaret eden Yılmaz, bu eğilimin bir diğer boyutunun ise bilginin kaynağına erişimin giderek zorlaşması olduğunu kaydetti. “Çatışma ve kriz bölgelerinde gazetecilerin alana erişiminin kısıtlanması, iletişim altyapısına yönelik müdahaleler ve yayın süreçlerine getirilen engeller, gerçek zamanlı ve doğrulanabilir bilgiye ulaşımı güçleştirmektedir. Gazze’de yaşanan soykırımda bu gerçekleri yansıtmaya çalışırken hayatını kaybeden gazeteciler, basın mensupları bu süreçlerin en güçlü şahitleridir, tanıklarıdır.” diyen Yılmaz, bu durumun, bilgi boşluklarının manipülatif içeriklerle doldurulmasına elverişli bir zemin oluşturduğunu ve algı üretimini daha kırılgan hale getirdiğini bildirdi.Yılmaz, “Stratejik iletişim, dış dünyaya yönelik bir araç olmaktan çıkarak, toplumların dayanıklılığını güçlendiren, doğru bilgiye erişimi kolaylaştıran ve kamuoyunun dezenformasyona karşı direncini artıran bir iç güvenlik unsuru haline de gelmektedir. Tüm bu gelişmeler, stratejik iletişimi tali bir araç olmaktan çıkarıp doğrudan yönetişimin kalbi hâline getirmiştir.” değerlendirmesinde bulundu. Bu süreçte, doğru ve güvenilir bilginin esas alınması, resmi kaynakların dikkatle takip edilmesi ve teyit edilmemiş içeriklerin dolaşıma sokulmamasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Yılmaz, uluslararası hale gelmiş sistematik dezenformasyona karşı, hakikatin savunulmasının da uluslararası çabayı ve işbirliğini gerektirdiğini bildirdi. “Fırtınalı, kaotik zamanlarda liderliğin önemi bir kat daha artmaktadır” Yılmaz, böylesine çalkantılı bir konjonktürde sahaya çıkan her aktörün önünde “krizlerin önünden sürüklenmek” ya da “barış için gidişatı değiştirmek için güçlü bir irade ortaya koymak” seçeneklerinin bulduğunu dile getirerek, şöyle devam etti: “Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ikinci yolu tercih etmiş ve bu tercihini de sadece lafla, sözle değil, somut adımlarla tüm dünyaya kanıtlamıştır. Krizlerin derinleştiği anlarda taraflar arasında kurulan temasın devamlılığı, süreçlerin kontrol altında tutulabilmesinin yegane güvencesidir. Bu temas, kurumsal mekanizmalardan önce liderlerin şahsi güvenine ve karşılıklı sorumluluk duygusuna dayanır. Liderler her zaman önemlidir, her koşulda önemlidir. Ancak fırtınalı, kaotik zamanlarda liderliğin önemi bir kat daha artmaktadır. Bu anlamda dirayetli liderliğiyle sadece ülkemiz için değil bölgemiz ve küresel düzen için de son derece önemli bir değer olan Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinin çok daha kıymetli hale geldiğini vurgulamak isterim. Rusya-Ukrayna savaşı yaşanırken ki 5. yılına girdi artık her iki tarafla da görüşebilen, tahıl anlaşması gibi tüm insanlığı ve küresel ekonomiyi ilgilendiren konularda mesafe alınmasını sağlayan lider, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Güney Kafkasya’da Azeri-Ermeni diyaloğunda ve barış çabalarında ne kadar önemli bir rol oynadığını hepimiz biliyoruz. Yine Afrika’da Etiyopya-Somali geriliminde ortaya koyduğu tavrı ve başarıyı tüm dünya izledi. Balkanlar’da, Pakistan-Afganistan çatışmasında, kısacası tüm kriz alanlarında Türkiye’nin ilkesel bir tavır ortaya koyduğunun altını çizmek istiyorum.” Bu yaklaşımın bir krize, olaya dönük tavrın ötesinde sistematik bir tutumu sergilediğini dile getiren Yılmaz, bunun da tüm taraflarla iletişim içinde olan, barışı, müzakereyi arayan bir tavır olduğunu bildirdi. Yılmaz, “Türkiye Cumhuriyeti, bir taraftan bu savaşların dışında kalarak, istikrarını en temel öncelik olarak görüp vatandaşının menfaatlerini en üst düzeyde ele alırken, diğer taraftan da barış için ilkesel bir tavırla her türlü çabayı sarf etmektedir.” dedi. “Batı’yı da anlıyoruz, Doğu’yu da anlıyoruz” Türkiye’nin bu coğrafyada hem Doğu’yla hem Batı’yla eş zamanlı konuşabilen ender ülkelerden biri olduğuna işaret eden Yılmaz, “Türkiye’nin coğrafi ve tarihi birikimi, medeniyet birikimi bu rolünü güçlendirici bir faktördür. Biz dünyanın tüm bölgelerine kulak kesilebilecek ve anlayabilecek bir tarihi birikime ve coğrafi konuma sahibiz. Batı’yı da, Doğu’yu da anlıyoruz. Farklı endişeleri, kaygıları görebiliyoruz ve bu bütün insanlık için bir değerdir diye ifade etmek istiyorum.” şeklinde konuştu. Yılmaz, Türkiye’nin söylemiyle eylemini buluşturan, kapısını hiçbir zaman tamamen kapamayan ve barışı bir sorumluluk olarak sahiplenen bir ülke kimliğiyle öne çıktığını dile getirerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çağrısının bu zeminde daha büyük bir anlam ifade ettiğini kaydetti. “Mevcut uluslararası sistemin sınırlarını görünür kılmak ve daha adil, kapsayıcı bir düzen arayışını küresel gündemin kalıcı maddesi haline getirmek, Türkiye’nin hem dış politikasının hem de stratejik iletişiminin temel eksenini oluşturmaktadır.” diyen Yılmaz, Türkiye olarak, bugünkü konjonktürü, gerçekleri çok iyi okuduklarını, gerçekçi bir şekilde değerlendirdiklerini, öte yandan orta ve uzun vadeli bir perspektifle de daha adaletli bir dünya arayışının öncülüğünü yapmaya devam ettiklerini söyledi. Yılmaz, içinden geçilen bu hassas dönemde, stratejik iletişimin artık tali bir araç olmaktan çıkıp, yönetişimin ayrılmaz parçası haline geldiğini vurgulayarak, iletişimin güven inşa etmek, belirsizliği yönetmek ve toplumsal dayanıklılığı güçlendirmek gibi kritik işlevler üstlendiğini ifade etti. Hakikat ile algı arasındaki sınırın giderek bulanıklaştığı, yapay zekanın her alanı köklü biçimde dönüştürdüğü bir çağda, kamu diplomasisinin tek yönlü bir aktarım aracı olmaktan çıktığını, çok aktörlü, etkileşimli bir sürece geldiğini belirten Yılmaz, “Uluslararası işbirliklerinin önemi arttığı gibi kamu ile STK’ların, akademik dünyanın, medyanın çok yakın diyalog içinde, iş birliği içinde hareket etmesi de çok kıymetli hâle gelmiştir.” dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konuşmasının sonunda, STRATCOM Zirvesi’ni düzenleyen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran’a ve zirveye katkılar sunacaklara teşekkür etti. Açılış konuşmasını yaptıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca bu yıl beşincisi düzenlenen STRATCOM Zirvesi’nin bugün yaşanılan ortamla daha anlamlı hâle geldiğini belirtti. TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay, “STRATCOM 2026”da konuştu TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay, “Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla Beşiktaş’ta bir otelde gerçekleştirilen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nin (STRATCOM) “Küresel Düzende yeni Çerçeve: Strateji İletişim Perspektifi” başlıklı panelinde konuştu. Kaos ortamlarında yaşanan süreçlere değinen Oktay, inanılır ve güvenilir olmanın önemine dikkati çekti. Oktay, Batı ile Doğu arasında bir güç mücadelesi olduğunu ve Türkiye’nin iki tarafın ortasında yer aldığını söyleyerek “Doğu ve Batıyla iletişim hâlindeyiz, onları anlayabiliyoruz. Her iki tarafı da anlayan bir konumdayız. Ülke olarak bu gerçekten çok önemli bir avantaj ve rekabet avantajı da sağlayan bir şey bize. Bu sayede neredeyse çatışma olan her bölgeyle konuşabiliyoruz, iletişim kurabiliyor güvene dayalı bir yaklaşımla bunu yapıyoruz.” dedi. Güven inşasının yalnızca kriz yönetimiyle sınırlı olmadığını, politika geliştirme süreçlerinde de belirleyici rol oynadığını kaydeden Oktay, belirsizliklerin azaltılmasının, ülkede tesis edilen güven ortamı ve güçlü, güvenilir liderlikle mümkün olduğunu dile getirdi. Oktay, kaos ortamının yalnızca idari düzeyi değil enerji, iletişim ve birçok sektörü eş zamanlı etkilediğini, bu etkileri önceden öngörüp buna uygun politikalar geliştirdiklerini ifade etti. Okay, konuşmasına şöyle devam etti: “Belki herkes farkında değildir bu hususun ama hükûmet sisteminde Türkiye’de yapılan değişim en önemli gelişmelerden biriydi. Parlamenter Sistem’den Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne, Başkanlık Sistemi’ne geçilmesi çok önemli ve güçlü bir karar alma sürecini mümkün kıldı. Böyle bir dönemde bunun yapılmış olması önemli bir esneklik de sağladı. Çünkü krizler ve kaos olduğunda dönüşümün yapılması için en önemlisi esnekliktir. Dönüşümün sağlanması için esnekliğe sahip olmanız, hızlı olmanız lazım ama aynı zamanda nitelikli bir karar alma sürecini de yönetebiliyor olmanız lazım. Başkanlık sistemiyle biz bunu başarmış olduk ve yine güvenilebilir bir lider, güven tesis eden bir lider, yalnızca vatandaşları nezdinde değil tüm dünya liderleri nezdinde bir güvenin olması çok önemli.” Oluşturulan yönetim mimarisiyle güçlü bir koordinasyon ve güven ortamı sağlandığının altını çizen Oktay, liderler arasında doğrudan iletişimin tesis edildiğini, bunun vatandaşlarla iletişime de yansıdığını, Cumhurbaşkanı ile kurum ve kuruluşlar arasındaki etkin iletişimin ise karar alma süreçlerini olumlu etkileyerek güvenin pekişmesine katkı sunduğunu vurguladı. “İletişim Başkanlığının kurulmasıyla doğru ve güvenilir bilgiler tek merkezde toplandı” Oktay, güven seviyesinin verilen sözlerin eyleme dönüştürülmesiyle doğrudan ilişkili olduğunu, sözlerin tutulmasının liderliği daha inanılır ve güvenilir kıldığını, Türkiye’nin de bu noktada önemli başarı sağladığını söyledi. İletişim Başkanlığının kurulmasıyla doğru ve güvenilir bilgilerin tek merkezde toplanıp ilgili tüm aktörlere aktarılmasının stratejik iletişim açısından kritik rol oynadığını ifade eden Oktay, verilere dayalı ve doğruluğu teyit edilmiş bilgilerle oluşturulan mesajların hem yurt içinde vatandaşlara hem de uluslararası kamuoyuna etkin şekilde iletildiğini, bu sürecin İletişim Başkanlığı aracılığıyla başarıyla yürütüldüğünü belirtti. Kriz dönemlerinde ise ilgili alanlara yönelik koordinasyon birimleri oluşturduklarını, pandemi sürecinde Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda tüm adımların planlı ve eşgüdüm içinde atıldığını vurgulayan Oktay, özellikle kriz dönemlerinde dezenformasyonun ciddi bir tehdit oluşturduğunu, bu kapsamda İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin önemli ve faydalı çalışmalar yürüttüğünü kaydetti. Oktay, doğru bilgilerin zamanında iletilmesi, verilerin merkezî şekilde toplanması ve kurumlar arası koordinasyonun sağlanmasının, politikaların etkinliğini artırarak güvenin önceden tesis edilmesinde kritik rol oynadığını ifade etti. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin güven ve iletişimin önemini açıkça ortaya koyduğunu dile getiren Oktay, kısa sürede yapılan çağrıyla vatandaşların sokağa çıkmasının bu güvenin bir göstergesi olduğuna işaret etti. Suriye’de iç savaş başladığında bir krizin geldiğini öngördüklerini söyleyen Oktay, “Bu iç savaş Suriye’de başladığında AFAD’ın kurucu direktörlerinden biriydim ve hemen şunun farkına vardık, çok büyük bir göç sorunu gelecekti ve bunu cumhurbaşkanlığı seviyesinde ele aldık. ‘Tamamen açık kapı politikası yürüteceğiz’ dedik. Bu o dönem, politik anlamda Türkiye’de çok eleştirildi. Cumhurbaşkanlığı seviyesinde tüm kurumlar çok tutarlıydı, ‘Suriye’de olan biteni göz ardı edemeyiz’ dedik.” ifadelerini kullandı. Oktay, o dönem AFAD olarak Suriye’den gelen mültecileri karşılama ve en temel gereklilikleri yerine getirmeleri noktasında bütüncül bir yaklaşım sergilediklerini belirterek “Bir sistem geliştirdik ve ‘Koordinasyon AFAD tarafından gerçekleştirilecek.’ dedik, bu şekilde 5 milyondan fazla mülteciyi alabildik. 12 yıldan fazla oldu ve hâlâ 2 milyondan fazla mülteci var ve bütün dünya bunu nasıl yapabildiğimizi, bu kadar insanla nasıl başa çıkabildiğimizi merak etti. Aslında kamu ve vatandaşlar aynı noktadaydık çünkü vatandaşlarınıza da bu mesajı vermeniz gerekiyor. Bütün Türkiye’nin genelinde durumu vatandaşlarınıza açıklamanız, neden bu politikayı sürdürdüğünüze insanları ikna etmeniz gerekiyor. Kendi vatandaşlarınızı ikna ettiğinizde ve politika mesajlarını kısa ve açık şekilde verebildiğinizde geri kalanı tabi ki kolay olmamakla birlikte operasyonal açıdan gerçekleştirebilir bir noktada oluyor.” değerlendirmesini yaptı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına da değinen Oktay, “Bu ABD’nin değil İsrail’in savaşı ve Amerikan vatandaşları da dâhil, bütün dünya bunun bedelini ödüyor. Belki hükûmet seviyesinde bunun farkında olmayabilirler ama kısa bir süreliğine oradaydım ve senatörlerle, her iki taraftan temsilcilerle, üniversitelerle, düşünce kuruluşlarıyla bir araya geldim. Kimse ne olup bittiği konusunda net değildi ve bugün itibarıyla bile hâlâ şunu söyleyebiliriz ki ABD’nin İran’a müdahil olması kongre tarafından onaylanmış bir durum değil. Yani bu meşru bir savaş değil. Siz kendi kongrenizi, kendi halkınızı bile ikna edemezseniz, dünyanın geri kalanını nasıl ikna edeceksiniz? Neden oradasınız? Şimdi bütün dünyanın geri kalanı Hürmüz Boğazı’nın açılması meselesini konuşuyor. Daha dün açıktı bu boğaz. Peki, bu savaşın sebebi ne? İsrail’in savaşı bütün bölgeye sıçramamalı.” diye konuştu. “Bu savaşın adil olmadığını, bunun İsrail’in savaşı olduğunu söyledik” Oktay, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bu sadece bir İran meselesi değil. Dünya ‘artık yeter’ demeli, olan bitene karşı çıkmalı ve stratejik iletişim noktasında eğer elinizde doğru bir misyon, politika yoksa kendi kongrenizi, halkınızı, ortaklarınızı, paydaşları ikna edemiyorsunuz. Sonucu görmeniz imkânsız. Biz kendi operasyonlarımızda bunu yaptık. Politika geliştirmek önemli bir mevzu. Türkiye olarak konumumuz, pozisyonumuz, politikamız çok belli ve bütün dünyaya bunu aktarıyoruz. Bu savaşın adil olmadığını, bunun İsrail’in savaşı olduğunu söyledik. Özellikle de Körfez bölgesine sıçramaması gerektiğini dile getirdik. Türkiye olarak elimizden geleni yapacağız. Yeter ki bu savaş dursun, bir ateşkes kez en kısa sürede gerçekleştirilebilsin ve sürdürülebilsin. İki taraf arasında bir barış anlaşması yapılabilsin. Bu, Rusya-Ukrayna konusunda da Gazze konusunda da geçerli.” RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, “STRATCOM 2026”da konuştu Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Mehmet Daniş, “Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla Beşiktaş’ta bir otelde düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nin (STRATCOM) “Dijital İletişim Ekosisteminde Küresel Kamuoyunun Dönüşümü” başlıklı panelinde konuştu. Daniş, yaptığı konuşmada, her yeni teknolojinin yalnızca bilgi aktarımını değil aynı zamanda toplumsal algıyı ve kamuoyu oluşum süreçlerini kökten değiştirdiğini söyledi. Kamuoyunun artık merkezî ve düzenli bilgi dağıtım kurumlarından değil; dağınık, çok katmanlı ve dinamik bir dijital ağ üzerinden oluştuğunu belirten Daniş, yeni düzende bireyin yalnızca içerik tüketicisi değil aynı zamanda içerik üreticisi ve dağıtıcısı olduğunu kaydetti. Mehmet Daniş, bu durumun çoğulcu katılımı artırırken bilgi kirliliği, dezenformasyon ve manipülasyon risklerini de beraberinde getirdiğinin altını çizerek “Bugün medya yalnızca aslında hikaye anlatmıyor. Neye güleceğimizi, neye öfkeleneceğimizi ve en önemlisi de belki neyi normal kabul edeceğimizi etkiliyor ve belki de dayatıyor.” ifadelerini kullandı. Güney Koreli yazar Byung-Chul Han’ın Psikopolitika adlı eserinin başında yer verdiği “İstediğim şeyden koru beni” ifadesinin ayrı bir anlam kazandığını vurgulayan Daniş, “Belki de bugün biz bu cümleyi ‘İzlediğim şeyden koru beni’ olarak anlamalıyız. Burada kastedilen, devletten her şeyi yasaklamasını talep eden bir yaklaşım değildir. Tam tersine bireyin kendi zihinsel ve ahlaki sınırlarını koruma ihtiyacının giderek daha görünür hâle gelmesidir. Tıpkı gıdada içindekileri bilmek istediğimiz gibi tıpkı çevresel etkiler konusunda şeffaflık talep etmemiz gibi medya içeriklerinin de insan ve toplum üzerindeki etkisinin gizlenmediği bir düzen beklentisi gün geçtikçe değer kazanmaktadır.” diye konuştu. Daniş, toplumun artık açık biçimde “Beni kandırma, etkiyi gizleme, ne ile muhatap olduğumu bilmek istiyorum.” dediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz RTÜK olarak toplumun bu talebini görmezden gelemeyiz. Kamu düzeni, genel ahlakı, genel sağlığı ve kamu yararını önceleyen sorumlu yayıncılık anlayışımızın merkezinde güçlü bir ilke seti yer almaktadır. Bu çerçevede 3A formülünü esas alıyoruz. Aklın korunması, yani nesnel bilginin bireye iletilmesi, bireyin nesnel bilgiye, doğru bilgiye ulaşabilmesi. Ailenin korunması, maalesef özellikle özgürlük tartışmalarıyla başlayıp bugün adeta çok büyük kampanyalara dönen dijital platformlarda daha da güçlenen LGBT dayatmasını düşünürsek ailenin de aslında bu dijital dönüşümde ne kadar tehdit altında olduğunu görebiliriz. Üçüncüsü de ahlakın korunması. Yine dezenformasyonla, bilgi kirliliğiyle, manipülasyonla aslında birbirine karşı düşman edilen veya karşı karşıya getirilen toplumun bir kesimini düşündüğümüzde ahlakın korunmasının da önemli olduğunu düşünüyoruz.” Bu yaklaşımın yalnızca ulusal bir ilke değil aynı zamanda evrensel bir sorumluluk anlayışının da ifadesi olduğunu söyleyen Daniş, “İnsanlığın ilerleyişi üretilen bilginin insani normlar ve ahlaki değerlerle işlenerek yeni bir forma dönüştürmesiyle mümkün hâle gelmiştir. Bugün bilgiye ulaşma araçlarının sürekli çeşitlendiği bir dünyada medya etiği, kamu yararı ve toplumsal sorumluluk temelli içerik üretimi küresel ölçekte önem arz etmektedir.” dedi. “Dijital çağın en büyük meydan okumalarından biri doğru bilgiyle yanlış bilginin ayırt edilmesindeki zorluktur” RTÜK Başkanı Daniş, “Dijital ekosistem, geleneksel medya düzeninin sınırlarını ortadan kaldırmış, ulusal kamuoyunu küresel bir etkileşim alanına dönüştürmüştür. Bu yeni yapı, ülkeler arasında yalnızca bilgi akışını değil aynı zamanda sorumluluk paylaşımını da zorunlu kılmaktadır. Geleneksel medyanın karşısında artık yapay zekâ ve derin öğrenme temelli sentetik medyanın dikkat çeken bir yükselişine şahit oluyoruz. Bu yeni medya düzeni bir yandan verimlilik ve ölçeklenebilirlik sağlarken diğer yandan dezenformasyon, kimlik manipülasyonu ve gerçeğin aşınması gibi ciddi riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu paradigma değişimi, hakikat, güven ve temsil kavramlarını yeniden tanımlayan, insan merkezli medya anlayışını küresel ölçekte şekillendiren, hibrit bir dönüşüm sürecini başlatmıştır.” ifadelerini kullandı. Bu hibrit dönüşümün aynı zamanda denetim, sorumluluk ve kamu güvenliği anlayışını da yeniden stratejik bir alan hâline getirdiğine işaret eden Daniş, “Dijital ekosistemin sağlıklı, adil ve güvenilir şekilde işlemesi, yalnızca ulusal politikalarla değil bölgesel ve küresel bir dayanışmayla mümkündür. Dijital hegemonya kurmak isteyen yapıların karşısında kendi medeniyet değerlerimizden beslenen ortak bir iletişim ağını tahkim etmek zorundayız. Bu, yalnızca bir tercih değil kültürel sürekliliğimiz ve iletişim egemenliğimiz açısından stratejik bir zorunluluktur.” değerlendirmesini yaptı. Mehmet Daniş, bu çerçevede üç temel dönüşüm alanına dikkati çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Birincisi, içerik ekosisteminin dönüşümü. Dijital platformlar algoritmalar aracılığıyla hangi içeriğin görünür olacağını belirlemektedir. Bu durum kamuoyunun organik oluşumunu etkilemekte ve zaman zaman yönlendirilmiş algılar yaratmaktadır. Artık, ‘Görünür olan gerçek midir?’ sorusu her zamankinden daha kritik bir hâle gelmiştir. İkincisi, güven ve doğruluk krizi. Dijital çağın en büyük meydan okumalarından biri doğru bilgiyle yanlış bilginin ayırt edilmesindeki zorluktur. Deepfake teknolojileri, bot hesaplar ve organize dezenformasyon kampanyaları kamuoyunun güven temelini sarsmaktadır. Bu noktada dijital medya okuryazarlığı yalnızca bir eğitim konusu değil ulusal güvenlik meselesi hâline gelmiştir. Üçüncüsü, kültürel ve değer temelli etkiler. Küresel dijital akışlar yerel kültürleri hem zenginleştirmekte hem de tehdit edebilmektedir. Özellikle genç nesillerin maruz kaldığı içeriklerin toplumsal değerler üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Bu nedenle yerli ve millî içerik üretiminin desteklenmesi stratejik bir öncelik olmalıdır.” RTÜK olarak vizyonlarını üç temel eksen üzerinde şekillendirdiklerini kaydeden Daniş, “Bir, proaktif düzenleme yaklaşımı. Geleneksel reaktif denetim mekanizmalarının ötesine geçilerek riskleri önceden öngören ve önleyici politikalar geliştiren bir anlayışı esas alıyoruz. Yapay zekâ destekli izleme sistemleri bu süreçte önemli bir rol oynayacaktır ve biz de izleme teknolojimizi şu anda buna göre uyarlıyoruz. İki, uluslararası iş birliği, dijital platformlar ulus ötesi yapılar olduğu için düzenleme ve uluslararası koordinasyon gerektiriyor. RTÜK’ün küresel düzenleyici ağlarda oynadığı ileri önleyici ve insan odaklı diplomatik aktif rol, uluslararası iş birliklerine katkı sunmaktadır.” ifadelerini kullandı. Üçüncü eksenin Dijital Medya Okuryazarlığı’nın yaygınlaştırılması olduğunu belirten Daniş, 500’ün üzerinde medya okuryazarlığı programı düzenlediklerini, son yıllarda bunu güncelleyerek dijital medya okuryazarlığı yaptıklarını ve özellikle gençlere bu konuda eğitimler vermeyi kendilerine öncelik olarak koyduklarını ve çalışmalarına devam ettiklerini söyledi. RTÜK Başkanı Daniş, 2018 yılında mevzuatta yaptıkları değişiklikle sosyal medya hariç dijital platformları denetim kapsamına aldıklarını aktardı. “Daha güvenli bir iletişim dünyası inşa edebiliriz” Dijital iletişim ekosisteminin sınır ötesi bir yapıya sahip olduğunu dile getiren Daniş, bu nedenle düzenleyici otoriteler arasındaki iş birliğinin büyük önem taşıdığını, başta Arnavutluk ve Azerbaycan’daki muadil otoriteler olmak üzere ikili iş birliklerini ileri düzeyde sürdürdüklerini, denetim paylaşımı, ortak eğitim programları ve teknik iş birlikleri gerçekleştirdiklerini belirtti. Mehmet Daniş, Avrupa Düzenleyici Otoriteler Platformu (EPRA), Karadeniz Yayıncılık Düzenleyici Otoriteleri Forumu (BRAF), İslam Ülkeleri Yayıncılık Düzenleyici Otoriteleri Forumu (IBRAF) ve yakın zamanda kurulması planlanan Türk Devletleri Yayıncılık Düzenleyici Otoriteler Forumu (T-BRAF) gibi kurucusu oldukları ve sekretaryasını yürüttükleri platformlar aracılığıyla da bölgesel, küresel ölçekte koordinasyon ve dayanışmayı güçlendirmeye gayret ettiklerini ifade etti. Daniş, “Sonuç olarak teknoloji kaderimizin belirleyicisi olmamalıdır, teknoloji bizim için ancak bir araçtır. Dijital iletişim ekosisteminde kamuoyunun dönüşümü bir savrulma olmak zorunda değildir. Doğru regülasyon, güçlü irade ve etik değerleri merkeze alan bir yaklaşımla daha güvenli bir iletişim dünyası inşa edebiliriz.” dedi. RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, ekranlarda ve dijital mecralarda düzenleme ve denetleme faaliyetlerine kararlılıkla devam ettiklerini ve edeceklerini kaydetti. Geleneksel medyanın etkisinin azalmasıyla devletler ve kurumların iletişim stratejilerini tasarlarken nelere dikkat etmesi gerektiğine değinen Daniş, teknolojik olarak süratle dönüşmek gerektiğini, bölgesel ve uluslararası birlikteliklerin çok önemli olduğunu düşündüğünü dile getirdi. STRATCOM Zirvesi Paylaş 0 FacebookTwitterPinterestTumblrVKWhatsappEmail Zirvem Gazetesi Önceki Haberler Türkiye’nin Romanya galibiyeti dünya basınında next post Cumhurbaşkanı Erdoğan, WEF Türkiye Ülke Stratejisi Toplantısı‘na başkanlık etti Ayrıca Bu Haberlerede Bakabilirsiniz Cumhurbaşkanı Erdoğan, 152. Parlamentolar Arası Birlik Genel Kurulu onuruna verdiği akşam yemeğinde konuştu Nisan 17, 2026 Yavuz Ağıralioğlu: Devleti Muhafaza Etmeliyiz Nisan 15, 2026 Yavuz Ağıralioğlu: Kamuda Lale-Sülale Dönemine Son Vereceğiz Nisan 14, 2026 Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Aile kurumunun ve ailevi değerlerin muhafazasını beka meselesi olarak görüyoruz” Nisan 14, 2026 MHP Genel Başkanı Bahçeli’den Netanyahu’ya sert tepki Nisan 14, 2026 YAVUZ AĞIRALİOĞLU: ANAHTAR PARTİ KIYMETLİ BİR ALTERNATİF Nisan 13, 2026