Anasayfa SporDinSEVGİ MERHAMET VE İLAHİ ADALET

SEVGİ MERHAMET VE İLAHİ ADALET

Yazar: Zirvem Gazetesi
0 Yorumlar 4 Dakika Oku

Dr. Halil KILIÇ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


“إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي”
“Şüphesiz rahmetim gazabıma galip gelmiştir.”

(Buhari, Tevhid, 22 [7422].)


Sınıfta herkes yerini almıştı. Pürdikkat bütün öğrenciler, öğretmenin ağzından çıkacak ilk cümleyi beklemekteydi. Öğretmen, tebessümle sınıfa dönerek konuşmasına başladı: “Bugün belki de insanın en derin sorularından birine eğileceğiz: Allah bizi seviyor mu ve bu sevginin anlamı nedir?” Ardından şu soruyu sorarak sözü sınıfa bıraktı: “Sizce Allah’ın bizi sevdiğini gösteren şeyler nelerdir?”
Sınıftan bir öğrenci el kaldırdı: “Hocam, Allah’ın bizi yokluk âleminden varlık âlemine çıkarmış olması en büyük sevgidir.” Hemen ardından bir diğeri şunu söyledi: “O, bizi sadece var etmekle kalmamış, akıl ve irade gibi özelliklerle de donatmıştır.”

Aldığı cevaplar karşısında memnun olduğu öğretmenin yüzüne yansımıştı. Ancak bir başka öğrencinin sorusu, sınıfta derin bir sessizliğe neden oldu: “Ama hocam… Madem Allah bizi çok seviyor; neden cehenneme gönderiyor?”

Bu soru, sadece öğrencinin değil birçok insanın zihnini meşgul eden önemli bir meseledir. Gerçekten de Allah’ın sonsuz rahmeti ve sevgisi ile bazı kullarını cezalandırmasını nasıl izah edeceğiz?
İnsanın yaratılışı, ilahi sevginin en büyük tezahürüdür. Allah Teâlâ, insanı yoktan var etmiş, onu yeryüzünün halifesi kılmış; akıl, irade ve sorumluluk gibi yüce değerlerle donatmıştır. Dahası, melekleri bile insana secde ettirerek onun değerini ortaya koymuştur. Bu ilahi lütuflar, aslında Allah’ın kuluna olan sevgisinin birer göstergesidir. Allah, insanı melekler gibi değil; seçme hakkına sahip, iyi ile kötüyü ayırt edebilen özgür bir kul olarak yaratmıştır. Bu nedenle kulluğun değeri de insanın özgür iradesiyle bilinçli olarak Allah’ı seçmesinden doğar.

Göz ardı edilmemesi gereken bir hakikat de şudur: Allah hiçbir kulunu cehennem için yaratmış değildir. Ancak bazı insanlar, ısrarla Allah’a sırt çevirir, hakkı örter (küfre düşer), zulme meyleder ve tövbe etmeye yanaşmadan bu hayatı tamamlar. İşte böyle bir durumda Allah, adaleti gereği cezalandırır. Çünkü “Allah, kullarına zulmedici değildir.” (Enfal, 8/51.) O, kimseyi zorla günaha sürüklememiş; hatta doğruyu ve yanlışı ayırt edecek vahiy, akıl ve vicdan imkânı vermiştir.

Bu noktada şu benzetme, konuyu daha iyi açıklayabilir: Bir öğrenci düşünün. Öğretmeni ona kitap verir, ders anlatır, ödev verir ve sınav tarihini de açıkça bildirir. Ancak bu öğrenci hiçbirini ciddiye almaz. Sınavda da başarısız olur. Sonra da “Öğretmenim beni sevmiyor, sevseydi beni sınıfta bırakmazdı.” derse bu ne kadar mantıklı olur? İşte bir insan da Allah’ın gönderdiği kitapları, peygamberleri, öğütleri ve vicdanını yok sayar; ona verilen aklı kullanmaz ve sonunda tövbe etmeden bu dünyadan göçerse, sonra da “Allah beni sevmiyor, sevseydi cehenneme atmazdı.” derse bu da aynı ölçüde yanlış ve adaletsiz bir değerlendirme olur.

Bilinmelidir ki Yüce Allah’ın cezası keyfi değil adalet üzerinedir. Cehennem, Allah’ı inkâr edip zulümde ısrar eden, pişmanlık duymayan, kötülüğü hayat tarzı hâline getirenler içindir. Ancak O’nun sevgi ve rahmeti gazabını aşmıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de geçen şu ayet, bu sevgi ve merhametin zirvesini ifade eder: “De ki: Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53.)
Rabbimizin kullarına bizzat hitabı olan bu ayette geçen
“ – Ey kullarım!” nidası, ne kadar günahkâr olursa olsun kuluna merhamet eden bir sevginin ifadesidir. Zira ayette normal günah işleyenlerden değil günah işleme konusunda haddi aşanlardan bahsedilmektedir. Yüce Allah bu kişilere bile “kullarım” diye hitap etmektedir. O’nun sevgisi, yalnızca günahsızlara değil; günah işleyip pişman olanlara, tövbe etmek isteyenlere de uzanır. Çünkü O, “Tevvab”dır; tövbeleri çokça kabul edendir. O’nun rahmet kapısı kulun hatalarıyla kapanmaz; “Şüphesiz Allah, çok tövbe edenleri sever.” (Bakara, 2/222.) Ve O, “Rahman ve Rahim”dir; merhametiyle müminleri kuşatandır.

Allah’ın rahmeti, yalnızca affetmekle sınırlı değildir. O, kullarına karşı o kadar merhametlidir ki bir iyiliği düşünene -yerine getirmese bile- sevap yazar. Bu iyilik yerine getirildiği zaman on katıyla mükâfatlandırır. Kötülüğü düşününce günah yazmaz, işlenmiş bir kötülüğü ise sadece kendi kadar cezalandırır. (Buhari, Rikak, 31; Tevhid, 35; Müslim, İman, 203-207.) Bunların ötesinde samimi bir tövbe ile kötülükleri dahi iyiliklere çevirir. Bu da gösterir ki Allah’ın muradı kullarını cezalandırmak değil; affetmek, arındırmak ve cennete ulaştırmaktır.

Öte yandan bazı insanlar Allah’ın ceza vermesini sevgiyle bağdaştıramaz. Oysa sevgi, kişinin her istediğini hoş görmek değil; onun iyiliğini amaçlayan, onu kötülükten alıkoyan bir yönlendirmedir. Nasıl ki bir anne çocuğunu tehlikeden korumak için bazen kaşlarını çatar, bazen sesini yükseltir ve yeri geldiğinde de cezalandırırsa Allah da kullarını uyarır, yönlendirir ve gerekirse cezalandırır. Unutulmamalıdır ki ceza, zulüm değil; adaletin bir gereğidir.

Tüm bu anlatılanlar, ilahi adaletin özünde sevgi ve rahmetin ağır bastığını gösterir. Ceza, Allah’ın muradı değil; hakikati ısrarla reddedenlere karşı adaletinin bir yansımasıdır. Allah’ın asıl muradı, kulunun bağışlanması ve ebedî saadete ulaşmasıdır.

O’nun rahmet kapıları hiçbir zaman kapanmaz. Önemli olan, kulun ne kadar günaha battığı değil, ne zaman içten bir yönelişle Rabbine döndüğüdür. Dönmek isteyen için yol hep vardır; Allah, geri dönene yol açan ve onu rahmetiyle karşılayacak olandır. İşte gerçek sevgi de budur.

KAYNAK: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Ayrıca Bu Haberlerede Bakabilirsiniz