Anasayfa MagazinEğitimÖğretmenin Yalnızlığı

Öğretmenin Yalnızlığı

Yazar: Kubilay Muhammet Özdemir
0 Yorumlar 2 Dakika Oku

Öncelikle şunu söylemek gerekir: Bir öğretmenin hayatını kaybetmesi, nerede ve nasıl olursa olsun, yalnızca bir “adli vaka” değildir. Bu, bir toplumun aynaya bakması gereken andır.

Dün Çekmeköy’de hayatını kaybeden öğretmen Fatmanur’un bugün görev yaptığı okula cenazesinin gelmesi, eğitim sistemimizin içler acısı tablosunu gözler önüne seren ağır bir semboldür. Bir öğretmenin tabutunun, ders anlattığı sınıfların önünden geçirilmesi; çocukların gözleri önünde bir meslektaşın toprağa verilmesi… Bu, yalnızca bir kayıp değil, aynı zamanda bir çöküşün ilanıdır.

Türkiye’de öğretmenlik mesleği yıllardır sistematik biçimde değersizleştiriliyor. Sözde “kutsal meslek” deniyor ama uygulamada öğretmen yalnız, güvencesiz ve korunmasız bırakılıyor. Eğitim politikaları sık sık değişiyor, liyakat yerine sadakat öne çıkıyor, okullarda güvenlik önlemleri yetersiz kalıyor. Sorun yaşandığında öğretmen çoğu zaman tek başına kalıyor; idare, ilçe müdürlükleri, bakanlık ise bürokratik duvarların arkasına saklanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı yıllardır öğretmenlerin karşı karşıya kaldığı şiddet, tehdit ve psikolojik baskı vakalarına karşı kalıcı, caydırıcı ve güçlü bir politika ortaya koyabilmiş değil. Oysa öğretmen; yalnızca müfredatı aktaran biri değil, bir toplumun geleceğini şekillendiren kişidir. Onu koruyamayan bir sistem, aslında kendi yarınını koruyamıyordur.

Eğitim sistemi, öğretmeni merkeze almak yerine onu performans tablolarının, sınav istatistiklerinin ve idari yazışmaların arasında sıkıştırdı. Velilerle yaşanan gerilimlerde çoğu zaman öğretmen “idare etmesi gereken taraf” olarak görüldü. Şiddetin arttığı bir toplumsal iklimde öğretmeni koruyacak hukuki ve idari kalkanlar güçlendirilmedi. Öğretmenin itibarı, siyasi tartışmaların gölgesinde eridi.

Eğitim politikaları, uzun vadeli bir vizyon yerine kısa vadeli hamlelerle ilerledi. Okullardaki güvenlik önlemleri standartlaştırılmadı, psikososyal destek mekanizmaları yeterince yaygınlaştırılmadı. Bir öğretmenin başına bir şey geldiğinde, olay genellikle bireysel bir trajedi olarak çerçeveleniyor; oysa bu, sistemik bir sorunun sonucudur.

Bir toplum öğretmenine sahip çıkmıyorsa, aslında kendi geleceğine sırt çeviriyor demektir. Eğitim politikaları hamasi söylemlerle değil, gerçek koruma mekanizmalarıyla güçlendirilmelidir. Öğretmenlere yönelik şiddete karşı daha ağır ve caydırıcı yaptırımlar, okullarda etkili güvenlik önlemleri, idari destek mekanizmalarının şeffaf ve hızlı işlemesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Bugün yapılması gereken, bir kez daha “başımız sağ olsun” demek değil; bu kaybın arkasındaki yapısal boşlukları cesaretle tartışmaktır. Aksi halde yarın başka bir okulda, başka bir öğretmenin tabutu taşınırken yine aynı cümleleri kurmaya devam ederiz.

Ve o zaman sorun sadece bir eğitim meselesi değil, bir vicdan meselesi olur.

Ayrıca Bu Haberlerede Bakabilirsiniz